İçeriğe geç

Özel Anne ve Babalara Dair

(Dikkat bu yazı yüksek aktivasyon içerebilir. )

Bazen söylenmeyeni söylemek için çokça düşünmek, tartmak, çok iyi gözlem yapmak aynı zamanda cesareti kuşanmak gerekebilir. Göze aldım ve başlıyorum.

2000  yılından itibaren işim ve çalıştığım kurum gereği farklı gelişen çocuklarla karşılaşma, tanışma, çalışma ve birlikte olma şansı buldum. Farklı gelişen çocukların anne babaları, kardeşleri ile konuştum, çalıştım. Rehberlik araştırma merkezinde çalıştığım yıllarda başlayan ve sonrasında devam eden yıllarda onlar benim ruhuma değdi,  bazen de ben onların hayatına.

İlk yıl tüm anne babalara sürekli neler yapması gerektiğini tek tek, uzun uzun anlattım. Yapılması gereken bir sürü şey vardı ve kaybedecek vaktimiz yoktu. Eğitimler, kurallar, sağlıklı beslenme, tuvalet eğitimi, uyku, ilişki kurma, konuşma, sosyalleşme, ince ve kaba motor beceriler, zeka gelişimi ve 24 saatin yetmeyeceği yapılması gerekenler listesi. Bunlar yetmezmiş gibi birde götürülecek özel eğitim dersleri, konuşma terapileri, spor kursları. Oda yetmez oyun parkına da götürün tiyatroya da aman yaşıtlarının bulunduğu ortamlar da olsun yaşı uygunsa kreş , anaokulu ilkokul . Kaynaştırma olmazsa özel eğitim sınıfı, oda olmazsa özel eğitim okulu.  Yani  anne babadan farklı gelişen çocuğun tüm ihtiyaçları için 24 saatini , haftasını, ayını, yıllarını kısacası ömrünü istedik.

Bu işte bir gariplik vardı. Bunları uzun uzun anlatırken anne babalardan gelen ama cümlelerini anlayamıyordum. Çocuğunuz için bunları yapmanız gerekiyor, zamanımız çok az ilk yıllar ne yaparsanız onun meyvelerini toplayacaksınız diyordum ama karşımda umutsuz, suçluluk hisseden, çaresiz, kızgın ve yorgun anne babaları görünce, üstelik bu anne babalar birlikte takım olacaklarına birbirini suçlayınca donup kalıyordum. Ve itiraf edeyim kızıyordum, niye görmüyorlar, ne bekliyorlar, niye birbirini suçlayarak zaman kaybediyorlar, anlayamıyordum. Evet çünkü zannediyordum ki mantık duyguların önünde.  Şimdi  biliyorum ki duygusu görülmeyen bir anne baba, hayatı boyunca çocuğu için koşacak, ama hep zorlanacak ve hep bir yerleri acıyacak ve hep birbirlerini acıtacak.

Benim hikayem 2004 yılında o zamanlar Marmara Üniversitesinin en özel hocalarından Nevin Eracar ile tanışınca değişti. Otistikler derneğini kurmuş ve hiçbir yerden destek almadan gönüllü çalışmalar üretmiş bu bilim insanı; otizmli ve farklı gelişen bireylerle kamplar yapıyor,  psikoloji , özel eğitim ve sanat alanında çalışan, okuyan insanlarla, kendi çabasıyla bulduğu sponsor destekleri ile farklı gelişen çocukları, belki de hayatlarında ilk defa anne babaları olmadan tatile götürüyordu. Tatil dediğime bakmayın tüm günün eğitim, eğlence, sanat atölyeleri şeklinde planlandığı,  her çocuğa 2 gönüllünün eşlik ettiği, en az 3 danışman terapist olan ekiplerin olduğu ve tüm sürecin Nevin Eracar tarafından iğne oyası gibi işlendiği, 1 haftalık kamplardan bahsediyorum.  Ne mi oldu; bu kamplarda kalbime, ruhuma, beynime yıldırımlar çarptı. Farklı gelişen çocuğu olan bir anne babaya 24 saatin yetmediğini, kağıt üstünde yazılan, masa başında üretilen yapılacaklar listesinin geçerli olmadığını, uyku düzeni denen şeyin, uyumak istemeyen otizmli çocuğa asla uygulanamayacağını, sağlıklı beslenmesi lazım annesi diye tepeden konuşmaların ‘et yemen lazım o ekmeği alamazsın’ dendiğinde nasılda sandalyeleri masaları deviren, yüksek şiddetli bir krize dönüşebileceğini, sarıldığında her şeyin geçtiğini ve daha milyon tane şeyi 4 yıl boyunca gittiğim kamplarda öğrendim. Ve öğrendim ki hayat konuşulduğu gibi yaşanmıyormuş.

Sonra ne mi oldu? Benim tüm bakış açım ve söylemlerim değişti. Çocuğu ve anne babayı mekanik birer uygulayıcı olarak görmekten çıkıp, duyguları olan, bedeninin sınırları olan canlılar olarak görmeye başladım.  Yaşıtları gibi olsun, yaşıtları ne yapıyorsa o da aynısını yapsın beklentisinin kocaman bir illüzyon olduğunu ve bu baskıyla anne babaların farklı gelişen çocukların ve onların kardeşlerinin hayatını kararttığımızı fark ettim. Bu söylem farklı gelişen bireylerin iyi olmasının o kadar önüne geçti ki yaşıtları gibi değilse yetinme, durma, memnun olma daha yapılacak çok iş var  diye koşmaya devam etti aileler.

– Ne zaman bitecek bu eğitimler ; ömür boyu sürecek

– Çocuk yapmak istemiyor; başka yöntem deneyin

– çok ağlıyor ; şımartmayın

– Ya konuşmazsa ; yeterince çaba gösterirseniz konuşur.

– Ayşe hanımın çocuğu konuştu, kaynaştırması da kalktı. Ama bak helal olsun çok çalıştı kadın; gece gündüz doktorlar, öğretmenler ne dediyse yaptı.

Bu ve bunun gibi binlerce söylemle anne babalara yaşatılan yetersizlik, çaresizlik, korku, öfke, telaş ve onlarca olumsuz duygu ile farklı gelişen çocuk gelip tam ailenin merkezine oturdu. Artık ondan daha önemli hiçbir şeyin olmadığı aile sistemi, korku ile beslenen duygularla yeniden oluşturuldu. Artık kadın erkek, eş, sevgili yoktu sadece anne baba vardı. Artık ailede çocuklar yoktu, farklı gelişen çocuğa anlayış göstermesi gereken, destek olması gereken hatta gelecek planlarını ona göre yapması gereken kardeşler vardı. Bu sisteme en kolay anneler ayak uydurdu. Çünkü çocukluklarından itibaren anneler kutsaldır, fedakardır, gecesini gündüzüne katandır, gerekirse hayatını feda edendir, gibi yüzlerce cümle ile yoğrulmuştu. Yoruldu, yıprandı ama onlar anneydi. Anne dediğimiz kutsal canlı kendini çocukları ve ailesi için feda etmeli, yemeyip yedirmeli içmeyip içirmeliydi. Koşmalı yorulmamalıydı. Gerekirse (ki çoğu zaman gerekti ) işinden istifa etmeli çocuğunu bu farklılık hapishanesinden çıkarıp yaşıtları gibi normalleştirmeliydi. Bu hastalık, engel, farklılık, sendrom adı her neyse, bununla ilgili her şeyi bilmeli, araştırmalı, öğrenmeli ve uygulamalıydı. Tıbbı da bilmeli, özel eğitimi de, sporu da, psikolojiyi de, tüm diyetleri de hatta alternatif tıpta ne varsa onu da bilmeli ve en doğru olanları uygulamalıydı. Devletin hafta da 2 saat verdiği eğitimle olmadığı görüldüğünden özel derslere, en iyi doktorlara gidildi. Ve tabi bunları hayata geçirebilmek için ciddi miktarda paraya da ihtiyaç vardı. Varsa önce eldeki kaynaklar kullanıldı, ev satıldı, maaşlar farklı gelişen çocuk için harcandı.

Anneler yıprandı. Bütün akıllar annelere veriliyor, neredeyse tüm kitaplar annelere yazılıyor, ruh sağlığı anneden besleniyor, çocuk bakımı annelere anlatılıyor, çocuğun gelişiminde bir sorun varsa anne ile ilişkisi sorgulanıyor, kimse babaları olumsuzluktan sorumlu tutmuyordu. Tüm bunların çıkmazında anne birinci ve en sorumluyken babalara evin direği olma sorumluluğu veriliyordu ve baba orada kalıyordu. Baba çalışan, finansal desteği sağlayan, anne tüm gün çocuk için koşturan ve her şeyi bilip uygulayan, çocukla en çok vakit geçiren oluyordu. Artık kavgaların nedeni çocuk ve onun takibi olurken, eş olmak, sevgili olmak, gündem bile olmuyordu. Garip olan şu ki kadınlar tüm rollerini (eş, sevgili, arkadaş, komşu, evlat, kardeş, çalışan)  annelik rolüne feda ederken babalar için hiçbir zaman kutsal baba söylemi ile karşılaşmadığından şaşkın bir şekilde eş olmaya ,arkadaş olmaya, evlat olmaya , kardeş olmaya, çalışan olmaya devam ediyordu. Ve bunlardan dolayı suçlanıyordu. Çünkü herkesin birinci önceliği farklı gelişen bu çocuğu o farklılık hapishanesinden çıkarıp normalleştirmek (!!!) olmalı ve diğer tüm ihtiyaç, istek ve beklentiler ertelenmeli veya yok sayılmalıydı. Hatta kardeşler de istek ve ihtiyaçlarını ertelemeli yada kendileri halletmeliydi. Kardeşler ergenliğe gelene kadar buna uyum sağladı, ancak  ilk isyanlar da tam burada, önce babalarda  başladı. Bazı erkekler bir süre sonra sadece baba olmayı reddetti.  Anneler çoktan kadın olmaktan vazgeçmişken, erkeklerin bu isyanı düşüncesiz ve şımarıkça bulundu. Ve uzaklık bir adım daha büyüdü . Erkekler ben aynı zamanda başka rollere de sahibim, sosyalleşmeliyim, deyince bir adım daha, ben de para getiriyorum, eğitimlere bu sayede gidiyorsunuz işte yoruluyorum deyince bir adım daha, eğlenmek maça gitmek sinemaya gitmek istiyorum deyince bir adım daha, sevilmek istiyorum eş olmak istiyorum deyince bir adım daha, uzaklaştıkça uzaklaştı kadın ve erkek. Çocukluk boyunca annelik söylemleri ile yetişmiş kadın ile hayatı boyunca erkek adam söylemi ile yetişmiş erkek nerede buluşacağını bilemedi.

Sonra araştırmalar gösterdi ki aile de farklı gelişen bireyler olduğunda boşanma oranı yükseldi ve yüksek oranda babalar gitti  ve çocuklar annelerle kaldı.

Gözlemlerimden etkilenerek çözüme yönelik fikirlerimi paylaşmam uygun olursa diyorum ki; Aile sisteminin merkezi kadın ve erkekten oluşmalı ki  çocuklar bu kaynaktan beslenebilsin. (çocuğun merkeze alındığı sistemler aileyi besleyemeyeceği gibi dengeyi de bozacaktır. ) Bir çocuğun tanılama süreci başladığında ilk iş anne babaya psikolojik destek vermek olmalı ve bu destek hastanelerin rutin işleyişi haline gelmeli, hatta çocukların özel eğitim raporlarına anne babanın psikolojik destek alması zorunlu olarak dahil edilmeli ki bu durumun bütün aileyi etkileyen bir süreç olduğu anlaşılsın. Çocuğun eğitim süreci başlamadan önce aile, çift ve aile terapisi sürecinden geçmeli ve ilişki güçlendirilmeli ki herkes aynı takımda ve ekibin bir parçası olduğunu içselleştirebilsin ve çift terapisinde eş ve birey oluşa dair ihtiyaçlarını farkedebilsin, farkettirebilsin.

Haklı veya haksız olana bakmadan suçlamadan ve yargılamadan tespitler yapabilirsek eğer bazı şeyleri değiştirebilir ve hayatları daha yaşanır hale getirebilir miyiz?  Elbette bu yazı bir araştırma sonucu değil kişisel  gözlemlerimden sadece bir tanesi ve asla kimseyi bağlayıcı değil. Bu gözlem dışında onlarca farklı neden var ve bunlarda başka yazıların konusu yapılabilir.

Ülkü Unsu

Psikolojik Danışman / Klinik Psikolog / Aile ve Çift Terapisti

Instagram: @ulkuunsu

guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments