İçeriğe geç

Otizm’li Yaşam Öyküsü: Halit Gürsoy





Halit Gürsoy
Instagram: @sonradan____gurme

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Halit. Türkiye Radyo Televizyon Kurumunda kameraman olarak görev yapmaktayım. 38 yaşındayım.

Çocuğunuzun teşhisi nedir, ne zaman teşhis kondu?

Oğlumun teşhisi Atipik otizm olarak, 1,5 yaşındayken konuldu. Şu anda ise 9 yaşında. Geçen bu zaman içinde, raporu %80’den %94’e çıktı. Mevcut durumu da bu şekilde. Ancak bunun bir anlam ifade ettiğini düşünmüyorum.

Teşhis konduğu zaman neler hissettiniz?

Teşhis konma sürecinde birçok kapı çaldık, “Gidin, sizin çocuğunuzda hiçbir şey yok”tan tutun, “Olabilir de, olmayabilir de, kabullenin artık” gibi bir sürü cevap aldık. Gelgitler yaşadığımız, en uç noktada üzüldüğümüz veya sevindiğimiz anlar oldu. Sonra bu durumun net olmadığı kanısına varıp, 2011’de Ankara’da Prof Dr. Melda Açıkalın’dan 2 ay sonrasına randevu aldık ve bu zamanın geçmesini bekledik. Tabii bu süre içersinde yavaş yavaş kendimi “Çocuğunuzda herhangi bir sorun yok” cevabını alacağım diye inandırmışım. O gün geldi çattı ve ben hayatımı yeniden şekillendiren o cevabı aldım. Lakin cevap, umduğum yönde değildi. Oğlum özel gereksinimliydi ve ben vakit kaybetmeden eğitimlere başlamalıydım. Eve döndüğümüzde büyük bir ruhsal çöküntü yaşadığım için hastaneye kaldırıldım ve bana acil serviste müdahale edilmesi gerekti. Sebep, nazik veya güçsüz olmam değil, kendimi inandırdığım, umudumu bağladığım bir şeyin bir anda elimden kayıp gitmesiydi… O an kendimi umutsuzluğun tam ortasında bulmuştum.

Kabullenme ve aksiyona geçme süreciniz nasıl oldu?

Durumu kabullenmem zaman aldı. Hep hedefler koydum önüme: Oğlum konuşmaya başlayınca geçecek, oğlum diğer çocuklarla etkileşime geçince her şey bitecek vs. Kabullenene kadar geçen bu sürede depresyon yaşadım. O zamanlar eşim daha soğukkanlıydı. Bir an önce harekete geçmeye çalışıyordu. Yaklaşık 3 ay kadar bu bunalım içinde yaşadıktan sonra normale dönebildim. Doktordan çıkınca eğitimler için hemen arayışa girişmiştik ve yaklaşık 1 hafta içinde de bir özel eğitim kurumuna başladık. Ancak dediğim gibi durumu kabullenmem yaklaşık 3 ayımı aldı. Bu yüzden eğitimlere gidip gelirken olanların tam bilincinde olduğumu söyleyemem. Ama sonrasında her şeyi olduğu haliyle kabul etmeye karar verdim.

Tedavisi için neler yapıyorsunuz? Ne tip tedaviler uygulanıyor?

Hemen hemen var olan tüm tedavileri denedik diyebilirim. Sırasıyla yazmam gerekirse; Özel eğitim sürecimiz ilk günden beri devam ediyor. Bunun yanında özel dersler, oyun hocaları, spor okulu, çeşitli diyetler (gluten, kazain, clordioksit bağırsak florasını yenileme), ata binme terapisi vs. Bunlar sadece aklımda kalanlardan bazıları.

Rahmetli Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın tedavi önerisi olan bağırsakların otizmle ilişkisi ve oyun terapileri ise en fazla inandığım tedaviler oldu. Elbette eğitim şart, onun dışındakiler bu söylediklerim. Bu denemeler sayesinde oğlum çok yol kat etti. Her geçen yıl, kazanımlarımızı görüp mutlu oluyoruz. Bugün geldiğimiz nokta da, gelişimiz yavaş da olsa hep daha ileriye doğru. Bu yönde ilerliyoruz.

Çocuğunuzun bu durumu aile içi iletişiminizi nasıl etkiledi?

Çocuğum henüz dünyaya gelmeden önce, aile içi huzurumuz zaten yoktu. Mutsuz bir evliliğimiz vardı. Çocuk yapmak evliliği düzeltmiyor. Bu gerçeği, maalesef tecrübe ederek öğrenmem gerekti. Buradan mutsuz evliliği olanlara şunu söylemek istiyorum: Kocaman insanların düzeltmediğini, el kadar bebek düzeltemez. Dilerim insanları kulağına küpe olur. Nitekim oğlum 4 yaşına girmeden ayrıldık. Sonrasında yolumuza baba- oğul devam ettik. Herkes tercihlerini yaşadı diyebilirim. Benim tercihim böyleydi, sonuçta böyle oldu çok şükür. Bizim evliliğimiz özel gereksinimli evladımız öncesinde ve sonrasında da sorunlu olduğu için yorumlarım kendi yaşadıklarımın dışında çevremden gözlemlediklerimi de içeriyor. İlk çocuğu özel gereksinimli olan aileler, pek bilincinde olmasalar da, içgüdüsel olarak neslin devamı açısından büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Çiftlerin içten içe birbirlerini suçlaması kaçınılmaz oluyor. Otizmin genetik sebeplere dayandığı kanıtlanmamış olsa da, insan bu duyguyu içinde bir yerlerde taşıyor ve yaşamında bunun etkisini hissediyor… Çiftler bir sonraki çocuk için korku taşıyorlar… Bu da onların evliliğini, normal evliliklerden farklı olarak daha kısıtlı bir boyuta taşıyor. Anormal olan her şey ciddi riskler taşır. Lakin benim ayrılık sebeplerim içinde en öncelikli sebebim, oğlumun tedavisine odaklanamam diyorum. Hatta şu yorumu yaptım uzun yıllar, herkes çocuğu için evli kalır, ben çocuğum için ayrıldım dedim. Bu konuyu konuşmak aslında beni mutlu eden bir durum değil. Müsaadenizle noktalamak istiyorum bu kısmı.

Bir gününüzü, bir haftanızı anlatır mısınız?

Sabah 07.00-07.30 arası oğlum uyanır. Beraber kahvaltı hazırlamaya girişiriz. Ortalama 08.00 gibi kahvaltımız hazır olur ve sofraya otururuz. 08.30 gibi gölge ablamız gelir ve servisle okula geçerler. Oğlum şu an 3.sınıf öğrencisi. O okuldayken ben de işe giderim.

Servis, gölge abla ve oğlumu öğlen etüt merkezine götürür, orada yemeklerini yer, ödev tekrarı ve günün aktivitelerini yaparlar. Varsa o gün özel eğitim dersine gidip geliriz. Günün büyük bir bölümünde dışarıda olmamızı yadırgayanlar için şunu belirtmek istiyorum: 2 yıl öncesine kadar yarım gün okul, yarım gün ev şeklinde zamanı bölmüştük. Ama bunun sosyalleşme açısından sakıncalı olduğunu tespit ettik.

Bizim çocuklarımız diğer çocukları izleyerek gözlem yoluyla birçok şey öğreniyor. Mesela benim oğlum yüzmeyi izleyerek öğrendi. Onun için elden geldiğince sosyal ortamları tercih etmeliyiz. 17.00 gibi eve döneriz ve oğlumla yemek yapmaya başlarız. Hatta bu işi o kadar ilerlettik ki, sosyal medyada 5 binlere varan takipçimiz oldu. Sonrasında gereken zamanı ayıramadığımız için, bu sayı düşmüş olsa da, o duyguyu yaşadık. Bizi mutlu eden birçok şeyden biri oldu bu da. Yemeğimizi yedikten sonra işin mutluluk kısmı geliyor. Hava, koşullar nasıl olursa olsun yemekten sonra dışarı çıkıyoruz. Amacımız bisiklete binmek, parka gitmek, sırf yapmış olmak için otobüs, metro yolculuğu yapmak. Kaldırımlarda çevremizdekiler üzerine konuşmak. Örneğin “Bu araba ne renk, bu dükkanda neler satılıyor?” gibi. 21.00- 21.30 arası eve döneriz. Dişlerimizi fırçalar, yatağına girer oğlum. Benim hikaye okumam eşliğinde en geç 22.15 gibi uykuya dalar. Normal bir günümüz böyle. Denk geldiği günlerde spora, piyano dersine, havuza gittiğimiz de olur. Hafta sonları genellikle okul ve etüt olmadığı için daha geniş bir zamanımız var. Piknik yapar, havuza gideriz. Ankara’nın elverdiği ölçüde kamp çadırımızı, sandalyelerimizi kurar, evden getirdiklerimizi tüketiriz. Pek sık olmasa da sinemaya gideriz.

Çocuğunuzun eğitimi anlamında neleri iyi yaptınız, daha fazla neleri yapmanız gerekirdi?

Çocuğumun eğitimi konusunda; duyduğumuz, faydasının söylendiği hemen her şeyi denedik. Bu konuda içim rahat. Ama “keşke” dediğim tek bir konu var, o da hayatımızı kazanmak için çalışmak zorunda olmamız. Başka bir deyişle tek işim oğlumla ilgilenmek olsaydı, onun her yaşının gerektirdiklerinin önce hızlandırılmış bir filmini çekerdim zihnimde. Sonra elinden tutup kalıcı bir şekilde öğrenmesini sağlayana kadar pratik yapardım onunla. Pek anlaşılır olmayabilir bu bahsettiğim konu. Şöyle bir örnek vermek istiyorum: Mesela bir hafta boyunca insanlarla selamlaşmayı çalıştırırdım oğluma sabahtan akşama kadar. Başka bir hafta karşıdan karşıya geçmeyi, trafik ışıklarını, alışveriş yapmayı, sipariş vermeyi, toplu taşıma kullanmayı… Gelecekte onu bekleyen tüm toplumsal aktiviteleri ona öğretmek isterdim. Ama bunu yapamadım ve bu içimde bir ukde olarak kaldı.

Diğer özel gereksinimli ailelere mesajınız nedir?

Diğer özel gereksinimli ailelere bir kere üzülmeyi bırakmalarını söylemek isterim. Çünkü üzüntü kadar zarar veren bir eylem yok. Günün enerjisini götürmekle birlikte başta sizi ve evladınızı içten içe tüketir. Bizim özel gereksinimli çocuklarımızın hissî dünyaları oldukça gelişkin. Ondan üzüntümüzü saklamamızın imkanı yok. Üzüntümüzü de, bunun sebebini de kolaylıkla anlarlar, hissederler. Ben üzülmedim mi? Üzüldüm tabii ki. Ama Allah’ın bizi o kadar mükemmel yarattığına inanıyorum ki bize beyin diye bir organ vermiş. Ve bu organ bir çeşit sigorta, gerektiğinde duruma el koyabiliyor.  Üzülüyordum hem de çok. Dünyanın en şanssız insanıyım diyecek kadar.  Ve beynim şöyle bir çıkarımda bulundu, “Eğer böyle yaşarsan, gün geçtikçe kötüye gideceksin, yaşama hevesin kalmadığını tüm bedenin kabul edecek ve sırasıyla organların bir bir fişi çekilmiş gibi kendini kapatacak ve bu işten en zararlı evladın çıkacak.” Sonra beynim dedi ki; “Sen bu durumu (otizm) bir yok oluş sebebi değil de, var olma, yaşama sebebi olarak gör.”  Nitekim o gün bugündür, hayat bizim için hep bahar. Önceden üzüldüğüm konular, detaylar şimdi gülümsetiyor. Çok şükür deyip duruyorum aklıma geldikçe. Önceden her tedaviye, nihai sonuç almak için başlardım. Şimdi bu umurumda bile değil. Oğlumun özel gereksinimi ortadan kalksın diye her şeyi yaparım, ama kalkmasa da yine gülümserim içten gönülden. Bizim mutluluğumuz ve beraberliğimiz için ne böyle bir şart var ne de hedef. Veren Allah’a binlerce kez şükürler olsun.

Annelere mesajım, babalara alan bırakmaları. Her şeye koşup yetişmek, her şeyi daha iyi yaptığını ve bu işte iyi olanın kendisi olduğunu ortaya koymak, babaları tembellik boyutunda rahata itebilir. Bir ortamda İngilizceyi sizden daha iyi konuşan birini görünce, geri çekilmek gibi. Ben iş başa düşünce babaların veya annelerin pek farklı olmadığına, meselenin davranışı ortaya çıkarmakta saklı olduğuna inanan bir insanım.

Farklı bir baba olduğumu, kimsenin bana benzemediğini söyleyen herkese aynı cevabı verdim: İş başa düştüğünde her baba aynı şeyi yapar. Babalar da çabalasınlar çünkü onların, çocuklarının eğitiminde daha etkili sonuçlar aldıkları alanlar mevcut. Dışarıdaki hayatı öğretmekte daha iyiler. Anneler de bu sayede nefes alabilir, güç toplayabilirler…

Diğer normal çocuk sahibi ailelere mesajınız nedir?

Normal çocuk sahibi ailelere mesajım ise, net bir şekilde, özel gereksinimli çocuklara sahip ailelerden uzak durmaya çalışmamalardır. Okulda, özellikle çocuklarının çevresinde özel gereksinimli çocuk olmasında bir beis görmemeleri, aksine bu durumu desteklemeleri. Çünkü bu çocuklar sayesinde asla başka yollarla öğrenmeyecekleri, elde edemeyecekleri bir duyarlılığa sahip oluyorlar. Onlara çok şey katacaklarından kesinlikle eminim. Son olarak şunu söylemek isterim; “ Oğlum sayesinde önceden yaşadığımı zannettiğim her şeyin aslını yaşadım. Sevincin, gururun, mutluluğun, övgünün, merhametin, vicdanın, hoş görünün, duyarlılığın.”  Buradan çok teşekkür ederim oğlum sana, iyi ki varsın, iyi ki oğlumsun.

guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments