İçeriğe geç

Otizm’li Yaşam Öyküsü – Melahat Soydan



Instagram: @ogretmenanne87

Melahat hanım bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için size Otizmli Dergisi adına çok teşekkür ederiz.

Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Melahat SOYDAN. 31 yaşındayım ve 4 çocuk annesiyim. Kızım Seray 8 yaşında, oğlum Ömer 6 buçuk yaşında ve birde ikizlerimiz var Derin ve Deniz, 3 yaşındalar.

Melahat hanım, çalışıyor musunuz?

Evet, okul öncesi öğretmeniyim, şu anda bir rehabilitasyon merkezinde çalışıyorum ve 3. yılımı doldurmak üzereyim.

Çocuğunuzun teşhisi nedir ve ne zaman teşhis konuldu?

Kızım’ın (Seray) teşhisi A tipik otizm. Yani otizm ‘in hafif hali.

Biz teşhisimizi çok geç aldık, kızımda otizm belirtisi çok azdı. İlk doktora gittiğimizde iki yaşındaydı ve doktor bize otizmden hiç bahsetmemişti bile. Genetik olabilir biraz daha bekleyelim dedi.

Her çocuğun gelişim basamakları farklıdır bunu biliyorum ama geç kalan bir şeyler vardı. Bilişşel gelişiminde, sosyal duygusal gelişiminde, psiko-motor gelişiminde ve en önemlisi dil- konuşma gelişimimizde gecikmeler vardı. Onun dikkatini çekemiyorduk! Mesela, bakmıyordu bize. Sürekli ağlayan bir çocuktu.  3 yaşında tekrar doktora gittik ve ömür boyu bize arkadaşlık edecek olan A tipik otizm teşhisimizi aldık.

Burada bir konuya değinmek istiyorum:

Erken teşhis çok önemli. Bizim süreç 1 seneye yakın sürdü. Tabi herkesin koşulları farklı, belirtileri farklı olabiliyor. Seray çok net belirti veren bir çocuk değildi. Bir de en önemlisi insan kendi çocuğuna konduramıyor, inanmak istediğine inanıyor. Tarafsız bakabilmek çok önemli.

Doktor beklemenizi söylediğinde neler yaptınız?

Seray’ın teşhisi henüz konulmamışken hep onunla vakit geçirmeye çalışıyorduk.  Onu daha çok parka götürdük, televizyonun çocuk üzerindeki olumsuz etkisini bildiğimizden televizyonu çok sınırlı izletirdik ama bu süreçte televizyonu tümden çıkardık hayatımızdan. Ayrıca o zaman İkinci çocuğumuzu bekliyorduk, Seray da bu arada; baba, dede, mama, gel gibi tek sözcüklü birkaç kelimeyi de kullanmaya başlamıştı. Ama kardeşi gelince kullandığı kelimeleri de bıraktı ve hırçınlaştı. O zaman beklemeyi bırakıp 3 yaşında tekrar doktora gittik.

Teşhis konulduğu zaman neler hissettiniz?

O günü çok iyi hatırlıyorum ilk sorum okula gidebilecek mi olmuştu, ama ruhum bambaşka yerlerdeydi, ben sadece fiziki olarak ordaydım. Bütün hislerim çekildi, sanki bir boşluğa düştüm. O an nerde olduğumun, neyi konuştuğumun, bizi nelerin beklediğinin farkında bile değildim.

Mesleğimden dolayı otizm kelimesine çokta yabancı değilim aslında ama insanın kendi çocuğu olunca durum çok farklı, çocuğuna bu durumu konduramıyor nedense.

Melahat hanım, bu sürecin zor olduğunun farkındayız. Siz bu süreci nasıl geçirdiniz, kabullenme ve aksiyona geçme sürecinizden bahseder misiniz?

Süreç hızlı başladı bizim için. Hastane raporları, ram randevuları, iyi okul araştırmaları ve daha bir sürü şey…. Otizm ile tanıştıktan sonra sürekli olarak bir araştırma, arayış ve kendimi geliştirme çabası içinde buldum. Çünkü artık hem otizmli bir evlada sahibim hem de meslek olarak bu işi yapıyordum.

Hiç olumsuz düşünmedim, içimde bir yerlerde hep hissediyordum Seray’ın beni anlayacağını ve iyiye gideceğini.

Bu düşünce benim çabuk toparlanmama yardımcı oldu.  Bu benim güçlü olmamla alakalı değil, güçlü olmak zorunda olmamla alakalı bir durumdu. Ağlayıp, sızlayıp dövünmenin ne bana ne de kızıma hiçbir faydası yoktu.

Çocuğunuzun bu durumu aile ilişkilerinizi nasıl etkiledi?

Eşim zaten harika bir baba ve bu durum bizi daha da birbirimize bağladı. Ben anne olarak 4 çocuğum için neysem eşim de odur.

Eş, dost, akrabalara gelince; bu onlardan ne beklediğiniz ile alakalı bir durum. Bizim kimseden bir beklentimiz olmadı, olsa da görmezdik zaten. Serayım çok sevilen ve kabul gören bir çocuk, kardeşleri ile ilişkisi çok güzel ve bunlar Seraya çok iyi geliyor. Hep diyoruz ya sevgi iyileştirir diye gerçekten öyle.

Seray için hangi tedaviler uygulanıyor ve tedaviler hakkında ne söylemek istersiniz?

Şu anda tıbbın kabul ettiği otizmin tedavisi şudur diyebileceğimiz bir yöntem yok zaten bu yüzden yoğun eğitim bu işin olmazsa olmazı. Eğitimden kastım rehabilitasyon merkezlerinin bize sunduğu haftalık iki saatlik eğitimden bahsetmiyorum. Gelişimi normal seyreden bir çocuğu ele alalım haftalık iki saatlik bir eğitimle ne kadar ilerleyebilsin. Benim kastettiğim her zaman, her yerde sürekli eğitim.

Bunlara ek olarak Gasp diyetini uygulamaya çalıştık çok da başarılı olduğumuz söylenemez.

Çünkü 4 kardeşler ve diğer çocuklarım yerine göre pilav, makarna, kek gibi diyette olmayan gıdaları tüketirken Serayı ne kadar soyutlayabilirdim ki. Metabolizmasını iyileştirmeye çalışırken, ruhunu incitemezdim. Ama sağlıklı ve doğal beslenme bizim yaşam tarzımız. Paketlenmiş ürün tüketmemeye çalışıyoruz. Yoğurdumuzu, peynirimizi kendimiz yapıyoruz, yiyecekleri fermentasyon işleminden geçirdikten sonra tüketmeye gayret ediyoruz, yağ seçimimiz mutlaka tereyağ ya da zeytinyağı. Mesela kemik suyu mutlaka kaynatırım ve kendim turşu yaparım.  Bu şekilde probiyotik ihtiyacını karşılamaya çalışıyorum. Gluten ve kazaini mümkün mertebe tüketmemeye çalışıyoruz, ekmek seçimimiz tam buğday unlu ekşi mayalı ekmek. Zaten sağlıklı beslenme sadece özel çocuklarımızın değil hepimizin hakkı o yüzden biz de bu konu da biraz daha dikkatli davranıyoruz.

Bunların dışında kullandığımız bir ilaç olmadı şimdiye kadar.

Melahat hanım bizimle bir gününüzün ve ya bir haftanızın nasıl geçtiğini paylaşır mısınız?

Aşırı yoğun ama düzenli, planlı bir hayatımız var. Evdeyken çocuklarla oyunlara fazlaca vakit ayırıyoruz. Ben genelde evdeyken yemek işleri ile uğraşırım eşim sağolsun çocuklarla oyunlar oynar, yaşayan bir evimiz var yani.

Seray okulu olmadığı zamanlarda benim okulumda. Diğer kardeşlerimize ise bakıcımız var o bakıyor. Okulumuzda çok güzel samimi bir ortamımız var ve bu Seray ‘a çok iyi geliyor. Bunun için iş arkadaşlarıma çok şey borçluyum. Seray bu sayede çok mutlu herkesten bir şey öğreniyor. Ve böylelikle algısı çok açıldı.

Eve geçtiğimiz zaman, kardeşleri ile oyunlar oynuyor, hepsi birlikte boyama yapıyorlar, bana yardım ediyorlar. Sıkılmaya zamanımız olmuyor yani. Bizim evde çocuklar televizyon, tablet ve telefona aktif maruz kalmıyorlar.

Melahat hanım, çocuğunuzun eğitiminde yaptığınız en iyi şey nedir?

Seray’ın eğitiminde yaptığım en iyi şeyin; onu hayatın hiçbir alanından soyutlamamak ve evde tabiri caizse bir çocuk işçi çalıştırıyor olmak diye düşünüyorum.

Diğer özel gereksinimli çocuğu olan ailelere mesajınız nedir?

Çocuğunuzu çok sevin ve onu anlamaya ONUN kalbine dokunmaya çalışın. Bu sadece özel çocuklar için geçerli değil bütün çocuklarımız için geçerli.

Sevginin açamayacağı kapı yoktur, ONA inanın… Yapamadıklarına değil, yapabildiklerine odaklanın!

En önemlisi hiçbir şeyden soyutlamayın. Bol bol onunla oyun oynayın, çünkü çocuğun kalbine giden yol oyundan geçer. Evde yapabileceği küçük sorumluluklar verin ve başardığı zaman onu takdir edin. Bizim için küçük bir adım onlar için çok büyük heyecan ve istek uyandırabiliyor.

Yoğun eğitimin öneminden bahsetmiştim ama yeri gelmişken tekrarlamak isterim. Öncelikle, Rehabilitasyonda ki eğitimde aile öğretmenle mutlaka iş birliği içerisinde olmalı. Çocuk okulda kazandığı en ufak davranışı dahi gerçek yaşama dahil edebilmeli ki öğrenme kalıcı hale gelip davranışa dönüşebilsin.  Aksi halde öğrenme gerçekleşmiş sayılmaz. Burada da işin büyüğü aileye düşüyor.

Son olarak diğer ailelere ve topluma mesajınız nedir?

Otizm her 56 çocuktan birinde görüldüğü istatistiklerde mevcut. Biz tanı aldığımızda yani 5 sene önce 86 çocuktan biri idi. Durum böyle iken toplum olarak bilinçlenmemiz şart gibi duruyor.

Bazen engelli bireyler normal okullarda veliler tarafından hatta bazen öğretmenler tarafından istenmeyebiliyor. Öğretmenlerimizin de bilinçlenmesi lazım ki velilere doğru yol gösterebilsinler ve öğrencilerine bu farkındalığı aşılayabilsinler.

Benim gözlemlediğim normal gelişim gösteren çocuklara sahip aileler, çocuklarına engelli bir birey ile karşılaştıklarında nasıl davranacakları hakkında bilgi paylaşımında bulunmuyor. Aslında normal davransa bu bizler için yeterli. Ama çok üzülerek söylüyorum ki çocuk durum hakkında bilgisi olmadığından korkabiliyor, yaklaşmak istemiyor ve oyunlarına dahil edip elini tutmak istemeyebiliyor.

Ben kızımda böyle üzücü durumlar yaşamadım ama maalesef gözlemlerimde var, okuyorum, bazen şahit oluyorum ve çok üzülüyorum.

Ne kadar bencilce bir çocuk yetiştirme tarzı, o aileler kabul etse de etmese de bu çocuklar hepimizin, bilinçlenmemiz lazım. Bunu kimseden rica etmiyorum, çünkü görev olarak algılanması gereken bir durum.

guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments